Hidroliğin başlangıç ve gelişmesine esas olarak Pascal’ın 17.yy’da ortaya koyduğu basıncın akışkan vasıtasıyla iletilebilmesi ilkesini esas alabiliriz.
Hidroliğin ilk uygulamalarında akışkan olarak su kullanılıyordu. İlk endüstriyel uygulamayı 18. yy.da Londra’da Joseph Bramah tekstil ve ağaç işleme preslerinde gerçekleştirdi.19,yy’ın ikinci yarısında W.G.Armstrong bir çok hidrostatik makine ve araç geliştirdi. Gemilerde çıpa ve yük kaldırma vinçlerinde, biriktirici de kullanarak hidrolik uygulamalar yaptı. Geçen yy.dan kalma bir çok ilginç tasarımlar ve makinalar bilimsel müzelerde sergilenmektedir.
20,yy.daki gelişmelere kronolojik bir sırayla bakarsak:
* 1936 Harry Vickers pilot kumandalı emniyet valfi,
* 1950 Jean Mercier lastik ayırıcılı biriktirici,
* 1958 MIT’ de yüksek basınç ve servokontrol araştırmaları sonucu elektro hidrolik servovalf uygulamaya kondu.
* İkinci Dünya Savaşı sırasında yapılan araştırmalar hidroliğin gelişmesine büyük katkıda bulundu. Böylece 1950’ye kadar devre elemanlarının büyük çoğunluğu bulunduğu için bu tarihten sonra artış göstererek hızlandı. Son eğilim, hidrolik elemanlarının elektronik ve fluidik sistemlerle birleştirerek tamamen otomatik ve yüksek hassasiyetli araçlar yapma yönündedir. Bu tür bir sistem ile insan arasında bir benzetme yaparsak elektronik makinanın beyin ve sinir sistemi hidrolik ise kasları diyebiliriz.
Hidroliğin ülkemizdeki gelişmesi ithal edilen pres ve makinalardaki hidrolik uygulamalar aracılığı ile başladı. Gerek bu makinaların yedek parçaları gerekse de benzerlerinin yapılmak istenmesi hidrolik malzemeye olan talebi doğurdu. Sonuçta da ithalat yolu ve hurda uçaklardan sağlanan malzeme yavaş yavaş piyasaya girmeye başladı. Yerli hidrolik valflerin küçük çapta seri olarak imalatı ise 65’lerde başlamıştır. Bugün temel hidrolik valfler ve bazı pompa çeşitleri üretilmektedir. Fakat esas gelişme bilimsel araştırma ve kalite kontrolünün vazgeçilmezliğini esas alan yatırımlar yapıldıkça gerçekleşecektir.